ALLAH´IN DOSTLUĞUNU KAZANMAK
Tarih: 2.10.2018 07:15:04 / 30okunma / 0yorum
MUAMMER OYTAN

İnsanın gerçek dostu Allah´tır. Bu konuda Kur´nda birçok ayet vardır:

“Dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak da Allah size yeter.”(Nisa,4/45)

Allah, iman edenlerin mevlâsıdır.”(Muhammed, 47/11)

“Allah, muttakilerin velisidir”(Casiye,45/19)

Allah, müminlerin velisi ve mevlâsıdır” demek; müminleri sever, amellerinin karşılığını tam verir, kötülüklerden korur, onlara yardım eder, iman üzere sabit kılar, onlardan razı ve hoşnut olur demektir. Kur´an´daki dört ayette, Hak Tealâ´nın dostluğunu, hoşnutluğunu ve rızasını kazanıp, cennete girmeye vesile olan ameller ve nitelikler zikredilmiştir. Bu nitelik ve ameller şunlardır:

a)    Tevbe Sûresindeki Nitelikler: Şirk, küfür ve isyandan tövbe edenler; Allah´a ibadet edenler; Allah´ı övenler; Oruç tutanlar; rükû edenler; secde edenler; marufu yani iyi-güzel-doğru ve yararlı söz ve davranışları emredenler; münkeri yani kötü, çirkin, zararlı ve yanlış söz ve davranışları men edenler; Allah´ın sınırlarını koruyanlar.

b)    Ahzab Sûresindeki Nitelikler: Müslüman erkek ve Müslüman kadınlar; mümin erkek ve mümin kadınlar; Allah´a itaat eden erkek ve kadınlar; özünde, sözünde ve işlerinde doğru olan erkek ve kadınlar; sabırlı erkek ve kadınlar; Allah´a saygılı erkek ve kadınlar; sadaka veren erkek ve kadınlar; oruç tutan erkek ve kadınlar; ırzlarını koruyan erkek ve kadınlar; Allah´ı çok zikreden erkek ve kadınlar.

c)     Müminûn Sûresindeki nitelikler: Mümindirler; namazlarında saygılıdırlar; boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler; zekat verecek duruma gelmek için çalışırlar; ırzlarını korurlar; emanetlere riayet ederler; ahitlerine uyarlar; namazlarını korurlar; varislerdir; Firdevs Cennetine varis olacaklardır.

d)    Meâriç Sûresindeki Nitelikler: Namazlarını kılarlar; namazlarında devamlıdırlar; zekatlarını verirler; kıyamet gününü tesdik ederler; Rab´lerinin azabından korkarlar;

      ırzlarını korurlar; emanetlerine riayet ederler; ahitlerine uyarlar; şahitliği yaparlar;      namazlarını muhafaza ederler.(İsmail Karagöz, Sevgi ve Dostluk, s.209-213)

 

                

 HZ.PEYGAMBER(s.a.s.)´İN FİZİKÎ ÖZELLİKLERİ.(Peygamberimizin şemali huy vasıf ve dış-iç güzellikleri, İbn Hanbel´in Müsned´inde ayrıntılı şekilde anlatılmıştır.)

 

Hz. Peygamber(s.a.s.), orta boylu ve yakışıklıydı. Ten rengi pembeye çalan beyaz ve alnı geniş idi. Kaşlarının arası açık, burnunun ucu sivri, ağzı genişçedi. Boynu uzun, başı büyükçe, omuzları genişçe ve güçlüydü. Saçları ne dümdüz, ne de kıvırcıktı, sakalı sıkça ve yüz hatları açıktı. Gözleri kara, kirpikleri siyah ve uzundu. Omuzları enliydi. Hz. Peygamber´in yüzündeki azamet ve hâkimiyet bütün sahabiler üzerinde derin bir etki bırakırdı. Ashaptan Hz. Bera,Resulullah´ın yüzü, en sevimli ve en güzel yüzdü; teri gül gibi kokar, ter damlaları yüzünden inci gibi dökülürdü. O´nun teni pürüzsüzdüdiyor.(Mevlânâ Şiblî, Muhammedî Ahlâk ,s.14-15)

            Hz. Peygamber´in omuzları arasında peygamberlik mührü bulunuyordu ve bu mühür güvercin yumurtası kadardı. Vefat ettiğinde sakalındaki birkaç kıl kırlaşmıştı(Mevlânâ Şiblî ,a.g.e. s.15-16)

            Peygamber´imizin yürüyüşü hızlıcaydı. Bir yokuştan aşağı iner gibi dikkatle yürürdü. Sözleri tatlı ve etkileyiciydi; tane tane konuşurdu, muhatapları O´nun sözlerini kolaylıkla kavrayıp havızalarında tutarlardı. Sözlerini genellikle üç defa tekrar ederdi. Sesi gürdü. Resûlullah daima düşünür ve çoğunlukla susardı, gerekmedikçe konuşmazdı; konuştuğunda ise her kelimeyi açık ve güzel bir şekilde telaffuz ederek konuşurdu. Nadiren güler, genelde tebessüm ederdi. İbn Kayyim ve diğer âlimlerin ifadesine göre Hz. Peygamber hiçbir vakit kahkahayla gülmemiştir.(Mevlânâ Şiblî, a.g.e.s.17)

         Damadı Hz. Ali´nin beyanına göre Peygamber Efendimiz:

Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri yapılı, güçlü kuvvetli ve yakışıklı bir insandı.Cildi yumuşak, teni beyazdı; kirpikleri siyah ve uzundu; gözleri kara ve büyükçeydi. İki kaşının arası açık fakat kaşları birbirina yakındı.Saçları ne düz, ne de kıvırcıktı; sakalı sık ve bir tutamdı; alnı yüksek, burnu çekme, omuzları genişti; ağzı genişce dişleri sıktı; yüzünün bütün çizgileri görünürdü. Gözleri uzağı görür, kulakları uzaktan ses alırdı.(Bilinmeyen Yönleriyle Hz.Muhammed, Akis kitap,s.12-13)

 

                                                                   

 

VAKİT NAMAZLARINI KILMANIN KOLAYLIĞI:      

 Yapmayan için bu ibadetin zor olduğu zannı toplumda mevcuttur. Oysa son derecede kolaydır. Dinimiz namazların eda edilmesini vakti en az olan, en meşgul olan, bedenen en zayıf ve düşük durumda olan, yani mazereti olan mü´mine göre ayarlamıştır. Dinde asla zorluk yoktur, her şey kolaylaştırılmıştır. Örneğin:

*- Sabah namazı “imsak vaktinden itibaren güneş doğumuna kadar” (Dikkat: doğmadan önce) kılınabilir.Bu vakit zarfında kılınması mümkün olmamış ise.yani  şayet “uyuyakalınmış” ise “güneşin doğuşundan itibaren 45 dakikanın geçmiş olduğu andan itibaren öğle namazına 20 dakika kalıncaya kadar geçen zaman dilimi içinde”kılınabilir.Ve hem sünneti, hem de farzı beraberce kılınır! Bu zaman dilimi içinde kılınırsa namaza niyet ederken “Sabah namazını kılmaya” niyet edilir; Kazaya kalan sabah namazını kılmaya” diye niyet edilmez! Şayet belirtilen bu zaman zarfında sabah namazı kılınamamış ise, öğle namazından sonra artık sadece farzı kılınır ve “kazaya kalan sabah namazınını iki rekatlık farzını kılmaya” diye niyet edilir., Hz. Peygamber Efendimizin şu hadisi meşhurdur:“ Kim bir namazı unutur veya uyuyakalırsa onun kefareti hatırladığı zaman kılmaktır!” (Müslim, Mesacid 315).

*- Diğervakit namazlarının ise müteakip vakit namazı vaktinin girişine kadar, girmeden önce kılınması mümkündür.

*-Vaktinde eda edilmesi mümkün olmayan farz namazları, vakit geçtikten sonra “kaza edilebilir

*-Namazlar cem edilerek de kılınabilirler: Cem etmek, öğle namazı ile ikindi namazının; akşam namazı ile de yatsı namazının birleştirilerek kılınmasıdır. Birleştirme, öğle namazı vaktinde veya ikindi namazı vaktinde olabilir. Yahut da akşam namazı vaktinde veya yatsı namazı vaktinde olabilir. Namazların cem edilmesi, tabii ki zaruret halinde, bir vaktin namazı, müteakip vaktin ezanı okununcaya kadar kılınamamış ise mümkündür. Ayrıca, birleştirilen namazlar, peş peşe ve vakitlerin sırasına riayet etmek suretiyle kılınabilir. yani cem edilen öğle ile ikindi namazı “öğle veya ikindi” vaktinde ve önce öğle namazı kılınarak; cem edilen akşam ile yatsı namazı da “akşam veya yatsı” namazı vaktinde ve önce akşam namazı kılınarak eda edilebilir. Bu takdirde iki farz arasında kalan sünnetler kılınmaz ve arada başka bir işle meşgul olunmaz.

*-Seyahatlerde usulüne göre seferi namazı kılınabilir. Seferi namazının şartları her namaz ilmühalinde açıklanmıştır.

*-Eğilip-doğrulmada sağlık problemi varsa usulüne göre tabureye ya da ayaklar kıbleye doğru uzatılarak yere oturularak da namaz kılınabilir.

*-Hasta veya engelli olanlar “îmâ” ile de namazlarını kılabilirler. Bu konuda da ilmuhallere bakılabilir.

*-Namaz kılmak için özel bir mekâna, örneğin mescide ihtiyaç yoktur; evde, kırda, ağaç altında yani gök kubbenin altında açık veya kapalı her hangi bir mahalde kılınabilir.

*-Abdest almak için su yoksa usulüne göre teyemmüm abdesti alınabilir. Özürlüler için abdest değişik olabilir. Her abdestte ayakların yıkanması sakıncası varsa mest ve sargı üzerine mesh yaparak abdest almak mümkündür.

*-Oruca gücü yetmeyenler: yaşlılar ve hastalar ise gün başına bir yoksul doyumu fidye verirler (el-Bakara,184 ).

 * - Bizzat Hacca gitmesi mümkün olmayanlar için bu ibadetin vekaleten yerine getirilmesi de mümkün kılınmıştır.

Bu kadar kolaylığa rağmen insanoğlu günlük hayatta dine, örneğin namaz kılmaya yeteri kadar önem vermez ise, boşluğu şeytan doldurur:Onun vesveseleri, kötülüğe teşvikleri, yoldan saptırma gayretleri boşluğu doldurur.!

*- Dört rekâtlık bir farz namazı takriben 5-10 dakika sürer; beş vaktin tamamını toplasan günde takriben bir saat sürer. Günün içinde fuzuli sohbetler, tartışmalar, okumalar, yazmalar, yürüyüşler, seyahatler, dedikodular, uyuklamalar, kahvehanelerde iskâmbil oyunu oynamalar v.b. yapıldığı düşünülürse, 24 saatlik koca bir günde Yüce Yaratıcıya şükretmek, dua etmek, zikretmek, ibadet etmek için bir saatlik bir süre ayrılamıyorsa diyecek hiçbir şey yoktur!

Burada yeri gelmiş iken bir hususa daha değinmek münasip olacaktır: Kalp krizlerinin çoğunluğunun sabahın erken saatlerinde, seher vaktinde, başka bir anlatımla sabah namazı vaktinde geçirildiği tıbben sabittir. Bütün gece yatakta, durgun akan kanın damarlarda daralma ve tıkanma yaptığı; hareketsiz-durağan-kalorisiz bünyede kan içindeki küçük yağ guddelerinin eritilemediği, pıhtılaşma yaptığı ve kalbin kılcal damarlarnı tıkadığı tıbbî olarak bilinmektedir. İşte sabah namazında kalkıp hareket etmek, abdest alıp soğuk veya ılık su ile organları yıkamak, 4 rekat namaz kılmak tam da bünyenin ihtiyacı olan; zindelik veren, kanın akışını hızlandıran, kalori yaratan, kanı ısıtan, küçük yağ guddelerini eriten bir aktivitedir. İlle de Allah emri gelecek Hakk´a yürüyecek idi ise de Cenab-ı Allah´a ibadet etmiş, kulluk görevini yapmış, O´nun huzuruna çıkmış, namazda  ruhen diyalog kurmuş bir halde yürüyecektir!

                

 

 NAMAZDA HUŞÛ NEDİR?

Namazda huşû;

* Her şeyden önce Allah Tealâ´nın huzurunda olduğunun;  ibadet mahallinde bulunulduğunun farkında olmak; namaz kılarken Allah´a gönülden boyun eğmek: “ Allah´a gönülden boyun eğerek namaza durun!” (Bakara,2/238); Allah´ınhuzurunda olduğunun idraki içinde olmak ve bunu namaz boyunca akıldan çıkarmamak; her türlü dünyevî meşgaleden zihni sıyırmaya çalışmak; yapılan hareketlerin farkında olmak yani kıyamda olduğunun, rükûda olduğunun, secdede olduğunun, kaç defa secde ettiğinin farkında olmak, aklında tutmak; acele etmeden namazın her hareket ve kıraatinin hakkını vererek yapmaktır.

*Allah Tealâ´nın huzuruna çıkınca O´na karşı derin bir saygı içinde olmak:“Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler !”(Mü´minûn,23/2);

* Yüreğini-kalbini-gönlünü-ruhunu aşkla, sevgiyle Allah´a  yönlendirmek;

*Yüce Varlığın huzurunda olduğunu idrak etmek;

* Cenab-ı Allah´ın seni gördüğünü, gözlediğini, şefkatle baktığını hissetmek; O, namaza kalktığın vakit seni görüyor.” (Şuarâ,26/218 );“Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir!”(Nisâ,4/1)

* Dualarını-yakarışlarını duyduğunun bilincinde olmak “ Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”(İbrahim, 14/39);O, her şeyi en iyi işiten ve hakkıyla bilendir!” (Şuarâ, 26/220)

*Allah´a karşı duyulan derin sevgi-saygı içinde, boyun eğerek, alçak gönüllülük ve tevazu ile; kibir, gurur, riya ve gösterişten uzak bir şekilde, kul olduğunun bilinci içinde O´nunla baş başa kalmak, baş başa olduğunu bilmek!

* Huzurlu ve mutmain olmak: Namaz huzur mahallidir, tevazu ve huşû kaynağıdır.

 

İşte namazda huşû budur! İşte mü´minin Mirac´ı budur! Nitekim, Hz.Peygamber (s.a.s.)  “Kim dünya ile ilgili vesvese etmeden iki rekat namaz kılarsa, Allah onun geçmiş günahlarını bağışlar” demiştir.( Ebu Davud, Tefriu´ ebvabi´l-vitr, 26).

Allah Tealâ´nın kulundan beklentisi budur; yani namazın huşû içinde kılınmasıdır: Nitekim: “Müminler kurtuldular; onlar namazlarını huşû ile kılarlar!” buyurmuştur

Hz.Peygamber Efendimiz de  benim mutluluğum namazdadır !. (Taberânî, Mucemu´l-kebir, XX, 420, no: 1012)Namaz mü´minin miracıdır ! (Fahrettin er-Razi, Tefsir, Beyrut 1420, 1/226)Namaz dinin direğidir” .( Fahrettin er-Razi, Tefsir, Beyrut 1420, 1/226buyurmaktadır.

 

İKİ SAHABENİN SOHBETİ: NAMAZ´dan HAZ DUYMAK.

Hatem Taî, bir gün İsâm b.Yûsuf´u ziyarete gidince, İsâm, misafirine: “Yâ Hatem, namaz kılarken haz duyuyor musun?” diye sordu. Hatem,: “Evet, duyuyorum!”dedi. İsâm, nasıl namaz kılıyorsun diye sorunca Hatem şunları söyledi: “Namaz vakti yaklaşınca güzelce abdest alır, namaz kılacağım yere varıp tüm organlarım duruluncaya kadar dikilirim. Bu sırada Kâbe´yi iki kaşımın arasında ve Makam-ı İbrahim´i de göğsümün hizasında görürüm. Kalbimden neler geçtiğini de Allah bilir. Ayaklarımı Sırat köprüsü üzerinde, Cenneti sağımda, Cehennemi solumda, Azrail´i arkamda farz eder ve kılmakta olduğum namazı son namazım olarak düşünürüm. İşte bu halet-i ruhiye içinde İftitah Tekbîri alır, okuduklarımı düşüne düşüne okur, tevazu duygusu içinde rükua varar, Allah´a niyaz halinde secde eder, arkasından ümit ve korku arası bir duygu ile son teşehhüde oturur, sünnete uygun bir şekilde selâm vererek ihlâsla namazdan çıkınca yine ümit ile korku arası bir duygu içinde yerimden kalkarken daha sonraki namazlarımı da aynı şekilde kılacağıma içimden söz veririm.”

- İsâm; “Yâ Hatem, böyle mi namaz kılıyorsun !?” diye sorunca,

- Hatem; “Evet böyle namaz kılıyorum” dedi.

- İsam; “Ne zamandan beri böyle namaz kılıyorsun?” diye sorunca,

- Hatem; “ Otuz yıldan beri böyle namaz kılıyorum!” dedi.

Bunun üzerine ağlamaya başlayan İsam; göz  yaşları arasında : “şimdiye kadar bir kere bile böyle bir namaz kılmadım” dedi. (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler, s.503-504)

 

HZ. PEYGAMBER´E(s.a.s.) SALÂT GETİRMENİN FAZİLETİ.

                  Hz. Peygamber(s.a.s), bir gün çok mutlu idi ve yüzünde bir neşe vardı. Ashab, “Ya Resûlallah, bugün mutlu ve yüzünüzde bir neşe ile sabahladınız” dedi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Evet, Rabbimden bir melek geldi ve ümmetin içinde kim sana salât ederse Allah(c.c.), ona on iyilik yazar, on günahını da siler ve on derecesini yükseltir; ayrıca Allah da ona o kadar salât (rahmet)eder.” (Ahmed, IV.44)

                       

                                   Hâkîm, Kâb b.Ucra´dan şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber minberde bir basamağa çıkınca ‘Âmîn!´ dedi. İkinci basamağa çıkınca yine ‘Âmîn!´ dedi. Üçüncü basamağa çıkınca tekrar ‘Âmîn!´dedi. Minberden inince, “Ya Resûlallah, bu gün minberde bir şey dediniz, bundan önce hiç işitmemiştik” dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber(s.a.s) şöyle buyurdu: “Birinci basamağa çıkınca Hz. Cibril bana gözüktü ve Ramazan ayına yetişip de günahları bağışlanmayan Allah´ın rahmetinden uzak olsun” dedi, ben de ‘Âmîn!´ dedim. İkinci basamağa çıkınca “Yanında ismin anılıp da sana salât getirmeyen Allah´ın rahmetinden uzak olsun” dedi, ben de ‘Âmîn!´ dedim. Üçüncü basamağa çıktığımda ise, “Anne babasından ikisi veya biri yanında yaşlanıp da Cennete giremeyen Allah´ın rahmetinden uzak olsun” dedi. Ben de ‘Âmîn!´ dedim.”(Hâkîm, Müstedrek,III.153)

                                   Kıyamette Efendimize en yakın olanlar O´na bolca salât ve selam getirenlerdir(Tirmizi, Ebu Davud.) O´na her salâtta O´nu hatırlarız; O´na inen Kur´anı düşünürüz; hayatımıza yön vermesini arzu ederiz.

                                   Müslümanların kendi aralarında da selamı yaygınlaştırması, insanlar arasındaki katılıkları yumuşatır; buz dağlarını eritir; kardeşliği güçlendirir; sevgi ve saygıyı artırır. Bu sebeple, Hz. peygamber Efendimiz(s.a.s): “selamı aranızda yayınız.” Buyurmuştur.

                       

 

YÂ MUHAMMED MUSTAFA

Doğma-büyüme yaşantın zaten peygamberce,

Akla Sen gelirdin “doğru ve emîn” deyince.

Rabbânî ruh, ölgün nefis, titreyen bir vicdan,

Cenâb-ı Allah yaratmış Seni tam gönlünce !

 

Asr-ı Saadete yağmurca yağdı şefkâtin,

Cana can katar âlemlere sonsuz rahmetin,

Ey Allah´ın habibi ve Resûlü Efendim,

İnsanlığı ihyâ etti Kur´an ve sünnetin !

 

Garip, yetim, yoksul, muhtaçların sesi,

İnsanlığa evrensel ilkedir son Hutbesi,

O kadar düşkündü ki sevgili ümmetine,

Allah´tan şefaat dilerken verdi nefesi !

 

İlâhî aşk Resûlü sevmekten geçer ,

Bu dünyada aşk eken ahrette Kevser içer,

Yâ Muhammed Mustafa, Yâ Şâh-ı Enbiya,

OYTAN Muammer şefâat çün göz yaşı döker !

 

SALÂVAT GETİRSİN

Râb emri Kur´an âyetleri dilinde,

Muhammed´i seven salâvat getirsin!

İslâm meşalesini yakmış elinde,

Muhammed´i seven salâvat getirsin !

 

Kırkında giydi peygamberlik tâcını,

Davetle gerçekleştirdi miracını,

Orda aldı “vakit namaz” ilâcını,

Muhammed´i seven salâvat getirsin !

 

Tüm putları kırdı kurtardı ümmeti,

Her zorlukta koşup gösterdi himmeti,

Yüce Tanrı verdi O´na ol kudreti,

Muhammed´i seven salâvat getirsin !

 

Cihanı aydınlattı islâmın nuru,

Resûlullah´tır Kur´anın ilk okuru,

Mevlâsının seçilmiş habibi-Yârı,

Muhammed´i seven salâvat getirsin !

 

 

OYTAN Muammer durmaz Resûl´e gider,

Mescid-i Nebevî´de içini döker,

Herkes Rahmet Güneşinden şefâat ister,

Muhammed´i seven salâvat getirsin !

 

Anahtar Kelimeler: ALLAH, DOSTLUĞUNU, KAZANMAK
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUK SEVGİSİ (20 Ekim 2018 - Cumartesi)
KELİME-İ ŞAHADET VE ANLAMI (19 Ekim 2018 - Cuma)
BESMELENİN FAZİLETLERİ (17 Ekim 2018 - Çarşamba)
BESMELENİN FAZİLETLERİ (15 Ekim 2018 - Pazartesi)
FATİHA SÛRESİNİN FAZİLETİ (12 Ekim 2018 - Cuma)
CENNETE FİDAN DİKMEK (11 Ekim 2018 - Perşembe)
KELİME-İ ŞAHADET VE ANLAMI (10 Ekim 2018 - Çarşamba)
HÛD SÛRESİNİN FAZİLETİ (06 Ekim 2018 - Cumartesi)
BESMELENİN FAZİLETLERİ (05 Ekim 2018 - Cuma)
HACCIN FAZİLETİ (03 Ekim 2018 - Çarşamba)
İBADET (01 Ekim 2018 - Pazartesi)
ALLAH´IN UMULAN RAHMETİ KİMLER İÇİNDİR? (29 Eylül 2018 - Cumartesi)
ZEKÂT VERMEK (28 Eylül 2018 - Cuma)
ORUÇ VE RAMAZAN AYININ FAZİLETİ (26 Eylül 2018 - Çarşamba)
ÖMÜR NİMETİ (25 Eylül 2018 - Salı)
ALLAH´A SIĞINMAK (21 Eylül 2018 - Cuma)
MERHAMET (17 Eylül 2018 - Pazartesi)
CENNETE FİDAN DİKMEK (14 Eylül 2018 - Cuma)
MÜLK SÛRESİNİN FAZİLETİ (13 Eylül 2018 - Perşembe)
SELAM VERMENİN FAZİLETİ (11 Eylül 2018 - Salı)
AYET-EL KÛRSδNİN FAZİLETİ (07 Eylül 2018 - Cuma)
YALAN VE HİLE (31 Ağustos 2018 - Cuma)
İHLÂS-NÂS-FELÂK SURELERİNİN FAZİLETİ (30 Ağustos 2018 - Perşembe)
BESMELENİN FAZİLETLERİ (29 Ağustos 2018 - Çarşamba)
HIRS VE HASET (17 Ağustos 2018 - Cuma)
RİYA (10 Ağustos 2018 - Cuma)
MUNAFIKLIK (03 Ağustos 2018 - Cuma)
ALLAH´IN RAHMETİNDEN ÜMİT KESİLMEZ (27 Temmuz 2018 - Cuma)
MERHAMET (21 Temmuz 2018 - Cumartesi)
MÜLK SÛRESİNİN FAZİLETİ (13 Temmuz 2018 - Cuma)
KUL HAKKI (06 Temmuz 2018 - Cuma)
Sayfa:
aa
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere kıymet verme.

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (R.A)
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
SPOR
GÜNDEM
MEDYA
SİYASET
YAŞAM
SAĞLIK
EĞİTİM
KÜLTÜR-SANAT
extra